25 yıldır herkese ot yediriyor…

Fatma Özalkan ya da Yeşilköy’ün Fatma Ana’sı, canlıların yediği her türlü otu sofraya taşıma becerisine sahip. Hatmi yaprağından yemek yapmak kimin aklına gelir?

Karpuz kabuğundan cacık, ayrık otundan şerbet!.. Onunla yeşil bir bahçede konuşmak ilham verici bir tecrübe; arkanızdaki dut ağacı, tepenizdeki sarmaşık bir anda nefis bir yemeğe dönüşebiliyor. Karahindiba otunun uzaklarda değil ayağınızın dibinde bittiğini fark etmek, domates tatlısının ardından bamya çiçeği çayı içmek isterseniz, Fatma Ana’nın mekânına uğrayın. O, her sabah saat altıdan akşama kadar orada; palmiyeli, kaplumbağalı bir bahçenin yanında herkese ot yedirdiği Figaro’s Restoran’da…

atma Ana’nın bir bildiği var. Koluna hasırdan bir sepet takmış yürüyor. İstikamet; bir apartmanın arka bahçesi… Birazdan bize, ‘ot görmemiş’ apartman çocuklarına Yeşilköy gibi bir semtte, küçücük bir toprak parçasında bile kendiliğinden kaç şifalı ot büyürmüş, öğretecek. Maydanozdan, soğandan gayrısını zehirli bilen biz zamanelere günümüzü gösterecek. Bahçe hayli bakımsız, her yanı ayrık otu bürümüş. Aradaki yeşillikler, orada burada görüp de hiç yüz vermediğimiz hatta cahilane biçimde yabanî sandığımız otlar ihtimal ki birazdan gerçek kimlikleriyle görünecek. İşte radika, sepetteki yerini aldı, yanında akrabası karahindiba, ikisi de karaciğer dostu, küllüce tıpkı ıspanak gibi pişiyor, bir köşede öyle mütevazı duran yara otu nam-ı diğer sinirli ot, ülsere, basura iyi geliyor. Bir dakika, Fatma Ana ayrık otlarını da mı topluyor ne? E, bir bildiği var demiştik en başında. Ayrık otunun kökünden sadece süpürge yapanlar talihine yansın. Hani şu, çiftçinin baş belası, arsız yüzsüz ayrık otu bağırsakları pek güzel süpürüyor, böbrekleri pir-ü pak ediyormuş meğer. Dönüş yolunda, el kadar bahçenin sunduğu nimetlerle kendimizden geçmiş yürürken, okkalı bir kelam ediyor ana ve hepimizi yere seriyor: “Eh evladım, Allah hep ayağımızın dibinde bitirmiş bu otları ki, şifasından mahrum kalmayalım.”

Fatma Ana’nın bir ot sever olduğu, sevmekle yetinmeyip engin bir ot bilgisine sahip bulunduğu ve bu bilgiyi insanlığın hizmetinde kullanmak istediği az buçuk anlaşıldı; ama yetmez. Uzun etmeden diyelim; o, 25 yıldan bu yana Yeşilköy’de ot yemekleri pişiren bir restoran işletiyor. Otları, komşu evlerin arka bahçesinden toplamıyor elbette, bu tecrübenin bize küçük bir ders vermek gayesiyle yaşandığını ve pek de yarayışlı olduğunu bir kez daha belirtelim. Otlar ona, uzak köylerden el arabalarıyla geliyor bazen, kimi zaman da o, otlara gidiyor; ama temiz yeşilliklerle arasındaki mesafe günden güne büyüyor. Eskiden Florya’ya kadar uzanan temiz sahillerde ve ormanlarda ot avına çıkarken şimdi ta Kavaklı köyüne gitmesi icap ediyor. Yetmiş yaşında bunca zahmet peki neden?

Şimdiki Gürpınar, eski adıyla Anarşa olan bir beldede, on beş yaşına kadar üzerine hiç güneş doğmamış bir babaanne elinde büyümüş olması önemli bir etken. Babaanne ‘yok’ demeyi bilmeyen, bir avuç unla bir evi doyurabilen bir kadın… Bugün restoranına gelip de işsizlikten, parasızlıktan dert yanıp, ‘elde avuçta yok’ diyen kadınlara öfkelenmesi de bu yüzden: “Ne ayıp şey bunlar! Bize böyle öğretmediler. Bir tane soğan bulsam hem çorba yaparım hem yemek. Yok diye bir şey yok. Allah öyle bir doğa vermiş ki her şey var. Ama siz on liralık gelirle yüz liralık yaşamak isterseniz her şey her zaman yok olur.” Babaanne hem yenilikçi hem tutumlu bir ilham perisi; torununun domates yaprağı, karpuz kabuğu, sarmaşık gibi akla hayale gelmez yeşilliklerden yemek icat etmesinde onun payı büyük.

Fatma Ana’nın icatçı yönü ona hatırı sayılır bir şöhret kazandırmış olsa da mutfak çalışanları “Artık yeter!” diyor. Uzun yılların sonunda hazırlanan menü, minik sürprizlerle değişmesin diye komplo kurmuşlar anaya, mutfaktan el etek çektirmişler. Bugün hafif bir iftar için Figaro’s’un kapısını çalacak olsanız neler yiyeceğinize bir göz atalım: “Envaiçeşit ot, balıklı, tavuklu ya da etli karışımlar, her mevsim farklı otlarla hazırlanan yoğurtlu Selanik salatası, sacda otlu yumurta, pazı köklü ve ısırganlı gözleme vs…” Bir de sipariş üzerine yapılan yemekler var; Osman Müftüoğlu’nun köşesinden çok sağlıklı diye duyurduğu karpuz kabuğu, kaplumbağaların gözde gıdaları arasındayken, Fatma Ana’nın elinde çorbaya, zeytinyağlıya, cacığa ve tatlıya dönüşmüş. Hatmi yaprağı yemeği ve taze dut yapraklarına sarılmış sebzeli köfte de tıpkı karpuz kabuğu gibi isteğe bağlı yemekler arasında. Bu kategorideki renkliliği kavramak için Fatma Ana’nın bir cümlesini duymak yeterli aslında: “Hayvanlar ne yiyorsa hepsinden yemek yapabilirim size.”

Copyright © 2008 Orkidemce.info Tasarım Mursel Aygun
  »    » 
Bu sayfa 130 adet veri tabanı sorgusu sonucunda 0,503 saniyede oluşturuldu.