Beslenmemiz genlerimizi nasıl etkiliyor?

Dikkat ezberiniz bozulacak!

Bu yazıyı okumadan önce sağlıklı beslenme ile ilgili bildiğiniz her şeyi unutun! Çünkü şifresi çözülen genlerimiz bize yeni şeyler söylüyor.

Bilim adamları insan DNA’sının şifresini çözdü, insanoğlunun gen haritası 2003 yılında tamamlandı. ‘Çağ Atlama’ olarak tanımlanabilecek bu tarihin ardından ise postgenomik çağ başladı. Bugün tıpta, farmakolojide, biyolojide, bilgisayar oyunlarında ve hatta sanatta yer alan genetik, beslenme sisteminde de hayati önem taşıyor. Vücudumuzdaki yaklaşık 25 bin genden hangisinin aktif olacağını aldığımız besinler belirliyor. Genetik ile besinlerin ilişkisini inceleyen ve henüz çok genç olan Nutrigenomik biliminin Türkiye’deki sayılı temsilcilerinden olan Dr. Nurhayat Gül’e henüz anne karnında başlayan beslenmemizi nasıl düzenlersek sağlıklı bir ömür sürebileceğimizi ve genetik özelliklerimizin buna etkisini sorduk. Diyet yapmadan, doğru beslenerek ve düzenli yaşayarak ömür boyu sağlıklı ve formda kalmanın ipuçları bu yazıda…

Beslenmemiz genlerimizi nasıl etkiliyor?
Doğumdan ölüme kadar genetik kodlarımız aynı, ancak anne karnından itibaren beslenmeye bağlı olarak genlerimize işaretler konuluyor. Çok tüketilen besin maddeleri genlerin yapısını ve etkilerini olumlu ya da olumsuz yönde değiştirebiliyor. Örneğin besin değeri düşük, kalorisi yüksek gıdalarla beslenen farelerin yavrularında karaciğer yağlanması görülüyor. Eğer kişi doğumdan itibaren doğru bir hayat tarzı sürdürebilirse bu işaret aktif hale gelmeyebiliyor. Örneğin ikizlerin gen yapıları aynı olduğu halde farklı hastalıklar görülebiliyor, çünkü ikisinin genlerine farklı işaretler konulmuş olabiliyor. Vücuda doğru ve yeterli besinleri sunmadıkça kansere, kalp hastalığına, diyabete, otoimmün (bağışıklık sisteminin neden olduğu) hastalıklara ve diğer dejeneratif hastalıklara karşı savaşı kazanmak asla mümkün olamıyor. Bir annenin hamilelik dönemindeki beslenmesi üç kuşak sonra doğan bir bebeğin genlerini dahi etkileyebiliyor. Genetik mirasınızda ailesel geçişli hastalıklar olsa da doğru beslenme ve doğru bir hayat tarzı, yaşam süreniz hakkında kalıtsal hastalıklardan daha çok belirleyici oluyor.

Genetik Testi nasıl yapılıyor ve neleri açıklıyor?
Bu, tek gen testinden farklı, çok önemli bir test ve ‘Geninize göre kilo verin’ gibi sloganlarla pazarlanmaması gerekiyor. Tükürük ile yapılan bu testin sonucunda hastaya detaylı açıklamalar veren bir dosya elde ediliyor. Burada ilaçları nasıl metabolizma ettiğimiz, genetik yatkınlığımız olan hastalıklar, taşıdığımız hastalıklar, beslenme ve egzersize genetik açıdan nasıl yanıt verdiğimize dair sonuçlar yer alıyor. Test bir kez yapılıyor ve her yıl bilimsel gelişmeler ışığında güncelleniyor.

Bir kişinin obez olması sadece genetik özellikleri ile açıklanabilir mi?
Obejezonik yani kilo almaya yönlendiren bir çevrede yaşıyoruz; pasif yaşam, kilo aldıran yiyeceklerin bolluğu… Ancak genetik sadece obeziteye eğilimi belirliyor, kaderimiz olduğu anlamına gelmiyor. İyi bir yaşam tarzı benimserseniz bu eğiliminiz hiçbir zaman ortaya çıkmayabilir. Eğilim olduğunda dört farklı cevapla karşılaşabilirsiniz; çok kilo almak, az kilo almak, ne yaparsan yap kilo almak, hiçbir durumda kilo almamak. Genlere konulan işaretler bazen çok ciddi sonuçlar ortaya çıkarırken bazen de hiçbir şeye neden olmuyor.

Genetiğinize uygun beslenirseniz;
Hastalıklardan korunacaksınız. Herkes grip olurken siz olmayacaksınız. Cildiniz güzelleşecek. Kendinizi daha zinde hissedeceksiniz. Bağışıklık sisteminiz güçlenecek. Depresyondan kurtulabileceksiniz.

Bu durum sağlıklı beslenme kriterlerini de değiştiriyor mu?
Yeni bilgiler ışığında beslenmeyle ilgili bildiklerimizi de gözden geçirmemiz gerekiyor. Artık diyet yapmaktan, sihirli aletlerden ve zayıflama haplarının sizi zayıflatacağını düşünmekten vazgeçin. Çünkü sağlıklı beslenme ile hem zayıflarsınız hem de bunu zorlanmadan korursunuz. Sadece doğru ve sağlıklı beslenmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Genlerimiz ile besinlerdeki etkin maddeler arasında bir iletişim bulunuyor. Bugüne kadar kalori sınırlamaları yapılıyordu ve protein kaynağı olarak da hayvansal protein öne çıkarılıyordu. Bitkisel proteinin önemi ise bilinmiyordu. Evet, hayvansal protein esansiyal aminoasitlerin hepsini bir arada içeriyor ama hayvansal protein günlük beslenmede yüzde 10’un üzerine çıktığında kanserin düğmesi açılıyor. Bitkisel proteinler de aminoasit içeriyor ama hepsini bir arada değil. Bunun için bitkileri çeşitlendirerek ve bol bol yemek gerekiyor. Bitkisel proteinler minimum yağ eklenerek tüketildiğinde kilo aldırmadığı gibi risk taşıyan genlerin çalışmasını da engelliyor, aktif olması istenen genlerin ise düğmesini açıyor.

Sağlıklı bir beslenme programı için herkesin gen testi yaptırması gerekiyor mu?
Herkesin alması gereken, olmazsa olmaz gıdaları zaten biliyoruz. Genetik testi ise kişiye özel genetik mirasları, hastalık ihtimalleri gibi detayları ve hangi besinlerin özel ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gerektiğini gösteriyor. Hangi tür sporun kişiye yarar sağlayacağı gibi konularda yol gösterici olmanın yanı sıra sağlığı korumamız için gereken önlemleri almamızda bize yardımcı oluyor. Her hastamdan bu testi istemiyorum. Gerekli durumlarda motivasyonun sağlanması ya da izlenmesi gereken yol konusunda daha gerçekçi tablolara ihtiyacımız olduğunda bu test bize kılavuzluk ediyor.

Nasıl bir beslenme sistemi öneriyorsunuz?
Bildiğiniz tabloları unutun ve besin değerlerine göre önceliğiniz olan gıdaları öğrenin. En çok tüketmeniz gerekenler sebzeler; mümkün olduğunca yeşil ağırlıklı olmalı. Az pişmiş, işlenmemiş ve az yağ ile pişmiş sebze yemekleri olabilir. Ama en önemli destek size kocaman salatalardan gelecek. Sakın beş kaşık, sekiz kaşık diye düşünmeyin. Az yağlı ve doğru içerikli bir sebze yemeğinden ya da salatadan istediğiniz kadar yiyebilirsiniz… Sonraki sırayı ise meyveler ve baklagiller alıyor. Tohumlar, çerezler ile tam tahıllılar bu grubu takip eden gıdalar. Yumurta, balık ve yağsız yoğurt tüketebilirsiniz. Ama burada da miktarların az olması önemli. Et, tatlılar, peynir ve işlenmiş gıdalar ise daha az miktarda, kalori hesabı yaparak almanız gereken gıdalar. Korkmayın yoğun alacağınız yeşillik, sebze-meyve ve baklagil gibi besin değeri yüksek gıdalardan vücudunuz için gerekli her şeyi alacaksınız… Azar azar değil, doğru şeyden çok, yanlış şeyden az yememiz gerekiyor…

Bir günlük menüde nelere yer veriyorsunuz?
Kalori saymıyoruz ve doyana kadar yiyoruz. Örneğin sabah taze meyve eklenmiş yulaf ezmesi ve soya sütü… Haftada bir klasik Türk kahvaltısı olabiliyor. Yulaf tercih etmeyenler için zeytin, avokado, domates, salatalık ve biberden oluşan bir menü oluşturuyoruz. Diğer öğünlerde salata ile başlayıp ardından az yağlı bir sebze yemeği, bakliyat, tam tahıllı ürünler ve meyve ile öğünü bitiriyoruz. Günde sadece üç ana öğün yiyoruz ve doğru besinleri doyana kadar yediğimiz için aralarda acıkmıyoruz. Haftada iki gün yumurta olabiliyor. Peynir yediğiniz gün et yemeyerek günlük protein miktarını sınırlıyoruz.

Dr. Nurhayat Gül; tıp eğitimini 1992 yılında tamamladı ve 2007 yılına kadar Acil Servis hekimliği yaptı. Daha sonra beslenme alanına yönelen Dr. Gül, Yeditepe Üniversitesi’nde Biyomühendislik ve Genetik Bölümü’nde Moleküler Genetik master’ını tamamladı.

Dikkat! Abur cuburlar hastalıklı genleri çalıştırıyor
Dr. Nurhayat Gül, kanser vakalarındaki artış ile beslenme ilişkisini şöyle açıklıyor; “Kanserin oluşma ve ortaya çıkma süresi 13-15 yıl arası. 20 senedir başlayan hazır ve işlenmiş gıdalar sektörü, fastfood ve asitli içecekler, yağlı abur cuburlar derken son 10 sene içinde etrafınızda özellikle kanser vakalarının ne kadar arttığına dikkat edin. İşte kanserin bu kadar artmasının en büyük nedeni yanlış beslenme ve aldığınız bu besinlerin kaloriden zengin, vitamin, antioksidan ve fitokimyasallardan fakir olması. Bu besinler hastalıklarla ilişkili genlerin çalışmaya başlamasına neden oluyor. Çözüm ise genetiğinizi destekleyen ve doğru çalışmasını sağladığı bilinen besinleri yemek. Yani beslenme tarzınızı değiştirmek.”

Bitkiler neden bu kadar önemli?
İnsanların genetik olarak vücudunun makro ve mikro besinlere ihtiyacı var. Makro besinler kısıtlanması gereken protein, yağ ve karbonhidratı; mikro besinler ise 14 çeşit vitamin, antioksidanlar (A-B-C ve E vitaminleri), 25 çeşit mineral ve yaklaşık on bin çeşit fitokimyasalı kapsıyor. Bunları sentetik olarak değil, yediğiniz besinlerin içinde almanız büyük önem taşıyor. Mikrobesinlerin eksikliğinin kanserin oluşumuna katkıda bulunduğu ispatlandı. Domates ve karpuzda bulunan likopen, turuncu meyve ve sebzelerde bulunan beta-karoten, üzümde bulunan resveratrol ve fitosteroller on binlerce fitokimyasaldan sadece bazıları… Ayrıca A, E, K, C, B grubu vitaminler ve antioksidanlar bitkisel yiyeceklerde çok yüksek miktarlarda bulunuyor.

Azar azar sık sık beslenmenin yanlış olduğunu söylüyorsunuz…
Vücudumuz gün boyu ya sindirimle meşgul oluyor ya da kendine temizlik, bakım, onarım yapıyor. Azar azar sık sık yemek vücudu sürekli sindirimle meşgul edeceği için temizliğe vakit bırakmıyor. Metabolizmayı hızlandırmak için bu şekilde beslenmek ömrü kısaltıyor. Vücutta biriken ve her yere saldırmaya hazır zehir atılamıyor ve DNA’ya saldırıp işaret bırakıyor. Vücudun kendini temizleme mekanizması tek başına da yeterli olmuyor, mikrobesinleri yeterince almamız gerekiyor. Metabolizmayı hızlandırmanın tek yolu egzersiz. Egzersizin ardından da yine sebze-meyve tüketerek vücuda eksilen antioksidanları vermek gerekiyor.

Düşük kalorili ya da protein ağırlıklı diyetlerin zararları nelerdir?
Yanlış diyet size tahmin edemeyeceğiniz hasarlar verir. Bunun hem kısa hem de uzun vadede hasarları mevcuttur. Kalori hesabı yaparak sadece geçici bir süre için kilo verebilirsiniz. Ama vücudunuz zaten bu önemli vitaminler, antioksidanlar ve fitokimyasallardan fakir ise daha az yemeye başlamanız bunların vücutta daha da eksilmesine, bu da sonra daha çok yeme ihtiyacının doğmasına neden olur. Davetiye yolladığınız hastalıklar ise tahmin edemeyeceğiniz boyutlarda olabilir. Ayrıca kalori sayma diyetlerinde başarılı olsanız bile 5 sene içinde kilosunu koruyanların oranının sadece yüzde 3 olduğunu biliyor muydunuz?

Sözlük
Nutrigenomik: Besinler ve genler arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı.
Nutrigenetik: Nutrigenomik biliminin bireye uygulanmış hali.
Farmakogenomik: İlaçlara verilen bireysel yanıtların araştırıldığı bilim dalı.

Sağlık sektöründeki yükü azaltacak
Günümüzde hastalık yükünün çok büyük bölümünü oluşturan kronikkompleks hastalıkların sağlık sistemi üzerinde yarattığı maliyet yükü gittikçe artıyor. Nutrigenomik biliminin temsilcileri, moleküler mekanizma iyi anlaşılırsa, diyetle ilgili kronik hastalıklar da daha iyi sonuçlar elde edileceğini ve tedavi giderlerinin azalacağını savunuyor. Dr. Nurhayat Gül, “Ayrıca bu alanda yapılan çalışmalar besin ve içecek sanayinin de gelişmesine katkıda bulunacaktır. Çünkü nüfus yaşlanıyor ve uzun yıllar diyabet, kalp hastalığı, kanserler gibi kronikkompleks hastalıklarla yaşıyor. 21. yüzyıl içinde beklenen yaşam süresi uzadıkça, bu yük daha da artacak, sağlık hizmetlerinin maliyetleri bir süre sonra baş edilemez bir noktaya gelecek. Önümüzdeki süreçte sağlık sistemi üzerindeki bu yükü nutrigenetik uygulamaların azaltması bekleniyor” diyor.

Copyright © 2008 Orkidemce.info Tasarım Mursel Aygun
  »    » 
Bu sayfa 167 adet veri tabanı sorgusu sonucunda 0,489 saniyede oluşturuldu.