Sekste Vasatlar Olmasın…

Sekste Vasatlar Olmasın

 

Kariyerin, evin, ayakkabının ve hatta dostun bile vasatına kolay kolay razı olmazken; ortalamanın altında seks yaşamına neden teslim oluyoruz sizce?

Sohbeti harika. Boyu, posu, gözü, kaşı yerinde. Efendi ve cömert. Size değer veriyor. Siz de ona. Yeni bir şey de sayılmaz; ne zamandır istiyordunuz olmasını. Sinemaya gidiyor, patlamış mısırınızı paylaşıyorsunuz. Uyum yerinde. Aklınıza gelmiyor bile şu kötü ihtimal.                                                                                                                                                                                                                                               Sex and the City’nin ; her bölümünü yaşam sevinci olarak kabul edenlerdenseniz; bu cümleleri okurken Carrie’nin, kendisi gibi yazar olan Berger ile yaşadığı hayalkırıklığı gelmiş olmalı aklınıza. Çünkü Carrie ile ilk görüşte etkilendiği, uzun zaman sonra karnında kelebekler uçuşturan Berger’ın sevişmeleri uzun bir sessizlikten ibaret olmuş, aralarındaki o harika enerji yatakta kül olup gitmişti.
Carrie, şaşkınlıkla anlatıyordu kızlara başına geleni.
Bu, çok tanıdık bir sahne aslında. Çok hoşlandığı ve hatta sevdiği biriyle kurduğu duygusal ve sosyal bağı, cinselliğe taşıyamama ve bunu kabullenme hali, çoğu kadının halidir.                                                                                                                                                                                                                                              Ama garip bir boyun eğiş var burada: Biz kadınlar uzun zamandır vasat evlere, vasat yemeklere, vasat kariyerlere, vasat arkadaşlara, vasat elbiselere razı olmuyoruz. Hedeflerimiz bundan çok daha yukarılara kilitli. Harika okullar bitiriyor, hayal ettiğimiz koltuklarda toplantılar yapıyor; erkekleri cebimizden çıkarıyoruz. Ama seks konusunda teslimiyetçi, utangaç, kendini elindekiyle yetinmek zorunda hisseden bir kadın olup çıkıveriyoruz. Yalnız ve sekssiz olmaktansa vasatla yetinip; risk almamayı tercih edebiliyoruz. İçten içe mutsuzlaşıyor, yani vazgeçiyoruz.

Kötüyse Kendimize Saklıyoruz
Amerika’daki Virginia Health System Üniversitesi’nde, kadın cinsel sağlığı üzerine uzmanlaşmış psikiyatrist Anita Clayton, konu üzerine en çok kafa yoranlardan biri. Yıllar süren klinik deneyimlerinden ve araştırmalardan sonra uzmanın yorumları bu yüzden önemli. Clayton’a göre bir erkek, cinsel hayatıyla ilgili bir şeyler istediği gibi olmadığında bunu rahatlıkla bir mesele haline getirebiliyor. Sorunu bir an önce halletmek istiyor. Kriz çıkarıyor. Oysa kadın, susuyor. Görmezden geliyor. Erteliyor.                                                                                                                                                                                                                                              Çünkü seks, erkeğin yaşamında bir öncelik iken; kadının ajandasında her zaman en yüksek sıralarda oturmuyor. “Bir kadın, ilişkisiyle ilgili sorunlar için bize gelir. Seks hayatını geride tutar. Ancak doğrudan sorduğumuz sorular ile memnuniyetsizliğini öğrenebiliriz. O da bazen.” Üstelik bunun erkeklerle bir ilgisi yok.                                                                                                                                                                                                                                           Tamamen kadınlarla ilgili: Çözmek zor geldiği için ortalamayla yetinmemiz ile ilintili.

Başka Şeyler Telafi Etmeli mi?
Buna karar vermeden önce sorunu çözmeyi denemek gerek. Belki de orgazmı yaşamadan geçen tatsız sevişmeler çözümsüz değildir. Belki de ondan vazgeçmeniz gerekmiyordur. Ama bunun için tembelliği ve mahçupluğu bir kenara bırakıp; vücudunuza ve isteklerinize sahip çıkmanız gerekiyor. İletişim, hep söylediğimiz gibi altın kelime.                                                                                                                                                                                                                                                   Unutmayın: Her şey dile getirilebilir ama üslubunu doğru belirlediğiniz sürece. Anahtar şu: Her ne söylerseniz söyleyin, derdiniz onun beceriksizliği değil; sizin hisleriniz olsun. Onu suçlamak yerine, kendi durumunuzu paylaşın. Ve hemen ardından, topu ikinize atın: “Birlikte neler yapabiliriz, neleri değiştirebiliriz” gibi yapıcı sorular sorun. Rencide etmeyin ki hevesler ölmesin.

Copyright © 2008 Orkidemce.info Tasarım Mursel Aygun
  »    » 
Bu sayfa 166 adet veri tabanı sorgusu sonucunda 0,460 saniyede oluşturuldu.